Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
hoş geldiniz!

video

http://www.akilli.tv/video/348048/Vakti-Geldi-Ayriligin--KemalSelvi.aspx

10 May 2009

(0)



ÇAY HAKKINDA HERŞEY

Çayın faydaları saymakla bitmiyor, buna rağmen hakkında soru işaretleri ve korkular da var. Çay hakkında söyleyecek çok şey var, tek güne sığdırmak mümkün değil. Bu nedenle çayın hikâyesini size üç günde anlatacağım

Dilara Koçak

Çay 5 bin yıldır insanlığa sağlık ve keyif sunan içecek, sabah kahvaltılarımızın ve öğleden sonra keyiflerinin vazgeçilmezi. Çay hanımların “çay saati” buluşmalarının sebebi, simidin en iyi arkadaşı. Pazar kahvaltılarının ise baş tacı.
Ben çok iyi bir çay içicisiyim. Her gün  7-8 bardak siyah çay, 2-3 bardak yeşil çay mutlaka içerim. Akşam yemeğinden sonra da rezene içmek sindirim sistemime çok iyi geliyor. Çay, hakkında söyleyecek çok şey var çayın faydaları saymakla bitmiyor. Buna rağmen endişeler ve korkular da var.

Bunları bir tek güne sığdırmam mümkün olmayacağı için size çay hikâyesini üç gün boyunca anlatmaya  karar verdim. Her gün içtiğiniz bitkiyi  daha yakından tanımanızda fayda var, bu konuda her zamanki gibi sorularınıza da açığım.

- Çay demir eksikliği yapar mı?
- Çaydaki kafein zararlı mı?
- Çay içmeden kendime gelemiyorum sebebi nedir?
- Demleme çay ile poşet çay arasında ne fark var?
- Çayın faydaları neler diye merak ediyorsanız bu sorularınızın hepsine cevap vermeye çalışacağım.

Türkiye çayla ne zaman tanıştı?

Çay, dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecektir. Çayı keşfeden insanlar, çay içmeye başladıkları ilk zamanlardan itibaren onu sağlıkla ilişkilendirmeye başlamıştır. Çayı ilk Çinliler keşfetmiş ve içmiş, bu yıllarda çay çok uzun süre ilaç olarak kullanılmış. Çay daha sonra 6. yüzyılda Japonya’ya ulaşmış, buradan da Endonezya ve Hindistan’a kadar ilerlemiş.
1615 yılında çay İngiltere’ye getirilmiş burada 1889 yılında Thomas Lipton çayı paketler halinde satan ilk kişi olarak tarihe geçmiş.
Türkiye’ye geliş zamanına bakıldığında ise 1878 yılında çay üzerine yazılmış ilk kitap olan  “Çay Risalesi” karşımıza çıkıyor. 1924 yılında ise ilk çay üretimi Rize’de başlatılmış. Dünya üzerinde çay tüketimi genelde poşet olarak dikkat çekiyor, ama bizde demleme ritüeli ve çay alışkanlıkları biraz daha farklı gelişmiş.

Çin kökenli bir bitki
Çay, Asya kökenli küçük bir ağaç olan camellia sinensis bitkisinin yeşil yapraklarından elde ediliyor.  Başlıca iki çeşidi yaygın olarak yetiştirilmekte. Bunlardan daha küçük yapraklı olan Çin bitkisi (camellia sinensis sinensis) ve daha geniş yapraklı olan assam bitkisidir (camellia sinensis assamica).
Ming Hanedanlığı zamanında  (1368-1644) siyah, yeşil ve oolong çaylarının gelişimi şimdiki çay içme alışkanlığımızı getirmiş.
Çaylar toplandığı zaman yapraklar hemen oksitlenmeye başlar.
Yeşil çayda, oksidasyon sürecine giren enzimler ısı yoluyla aktivitesini yitirir ve böylece kuruma sürecinde yapraklar yeşil kalır.
Siyah çayda, yaprakların tamamen okside olmasına izin verilir.
Oolong çayda, çay yaprakları ısıya tabi tutulmadan önce kısmen oksidasyona bırakılır. Bu oksidasyon süreci çayın niteliğini oldukça değiştirir.
Çayın içecek olarak niteliğini etkileyen diğer faktörler ise; yaprak çeşidi, büyüme şartları, orijini, toplama zamanı ve yöntemi ve tabii ki çayın nasıl demlendiğidir.
Bu iki tür çay bitkisinden camelia sinensis, mızrak biçimde, camelia assamica ise ovaldir. Türkiye’de   melez camelia sinesis üretiliyormuş (600-2400 metre rakımda).

Çayın sağlığa etkisi
Çay, doğru bir şekilde tüketildiği takdirde insan vücuduna büyük ölçüde fayda sağlar. Sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çay, şeker veya sütle tüketilmediği takdirde kilo kontrolü sağlayan önemli bir içecektir. Bu özelliğinin yanı sıra çay önemli bir antioksidan kaynağıdır. Flavonoidler olarak adlandırılan bu antioksidanlar meyve ve sebzelerde de bulunur. Ayrıca bu antioksidanların anti bakteriyel özellikleri bulunduğu ve dişlerin asitlere karşı daha dayanıklı olmasını sağlamalarıyla diş sağlığına faydaları da olabilmektedir.
Ayrıca kalp sağlığı ile düzenli olarak çay tüketimi arasında ilişki olduğu son yıllarda üzerinde durulan diğer bir bulgudur.
Öte yandan çayda doğal olarak bulunan bir aminoasit olan Theanine’in, insan zihninde konsantrasyonu artırmaya yardımcı olduğuna yönelik bilimsel araştırmalar da giderek ilgi odağı olmaya başlamıştır.

Üç çeşit çay arasında ne fark var?

Bu üç çay da aynı bitkiden elde edilir, ancak çay yapraklarından elde ediliş şekilleri farklıdır:
Yeşİl çay: Camellia sinensis bitkisinin yaprakları hasattan kısa süre sonra ısıtılarak minimal oksidasyon gerçekleşir. Bu nedenle enzim aktivitesi durur ve katekinlerin büyük bölümü yaprakta kalır.
Sİyah çay: Kontrollü ısı ve nem ortamında önemli miktarda oksidasyon olur. Bunun sonucunda enzimatik reaksiyonlar gerçekleşir, yaprakların rengi yeşilden siyaha dönüşür ve katekinlerin polimerize olması sonucunda teaflavinler ve tearubiginler meydana gelir.
Oolong çay: Oksidasyonu, yeşil ve siyah çayın arasında bir noktada kesilir ve bu nedenle oolong çayında her iki çaydaki flavonoidler bulunur

11 Apr 2009

(0)



BAHAR YORGUNLUĞU


Anadolu Sağlık Merkezi’nden Dahiliye Uzmanı Prof.Dr. Birsel Kavaklı, bahar yorgunluğu ile ilgili soruları yanıtladı.

Bahar yorgunluğu nedir? Belirtileri nelerdir?

Bahar yorgunluğu, hemen herkesin mevsim dönüşlerinde hissedebildiği bir takım ruhsal ve bedensel belirtilere verilen genel isim olarak ele alınıyor.

Havaların ısınmasıyla birlikte birçoğumuz için yataktan kalkmak çok daha zor bir hal alırken gündelik işleri yaparken daha isteksiz olabiliyoruz. Bu durumu genellikle değişen hava koşullarına bağlasak da, uzun süren yorgunlukların ciddiye alınması, altta yatan başka bir sorunun da geçiştirilmesini engellemiş oluyor.

Bazı dönemlerde yeterli besin alınmaması, vitamin ve minerallerin eksik kalması, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri, tansiyon - kalp - enfeksiyon hastalıkları, sigaranın fazla kullanılması yorgunluk belirtilerini artıran unsurlar olarak sıralanıyor.

Bahar aylarında yorgunluk neden artıyor?

Bahar aylarında havadaki elektrik yükü artıyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonların artması da insan biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratıyor.

Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken, negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesine ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili oluyor. Ayrıca bahar aylarında, aslında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme bozukluğu varsa, vücut buna aynı uyumu gösteremiyor ve yorgunluk hissi artıyor.

Ayrıca bu aylarda neşeli ve enerjik olunmasının da temel nedenlerinden biri yine hormonlar. Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla salgılanıyor.

Yazın güneşin fazla görüldüğü dönemlerde ise depresyondan çıkışı kolaylaştıracak, daha neşeli hale getirecek hormonlar salgılanıyor.

Ancak kişinin ruhsal yapısı da bu durumdan ne kadar etkileneceğinde belirleyici oluyor. Örneğin eğer kişi depresif bir yapıya sahipse herkesin neşelendiği bir ortamda kendini daha depresif hissedebiliyor.

Yorgunluktan korunmak için neler yapılabilir?

Yorgunluğu gidermek için vitamin ve besin destek ürünlerinin alımı büyük önem taşıyor. Mümkün olduğu kadar sadece bahar aylarında değil, kış aylarında da eksik olan vitaminlerin alınması bahar yorgunluğunu fazla hissetmeden o dönemin geçirilmesini sağlar. Özellikle B ve C vitaminleri, potasyum ve çinko içeren besinler önemlidir. Yeterli düzeyde karbonhidrat alımı yorgunluktan korunmada önemlidir. Vücut enerjisinin yüzde 50-60’ı karbonhidratlardan sağlanmaktadır.

Rafine edilmemiş karbonhidratların tüketimine ağırlık vermeliyiz. Bunlar taze meyve ve sebzelerde, tam buğday ekmeği ve tahıllarda bulunan karbonhidratlardır. Protein, dokularımızın temel taşı olduğundan diyetimizde yeterli düzeyde proteine yer verilmeli.

Mevsim meyve ve sebzeleri de daha az kimyasal maddeye maruz kaldığı için daha sağlıklıdırlar. Bu nedenle sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesi önem taşıyor.

Enerjimizi doğru kullanmanın da yorgunluk giderilmesinde faydası var mıdır?

Yorgunlukla baş edebilmek için öncelikle enerjinin doğru kullanılmasının öğrenilmesi gereklidir. Çalışma ve dinlenme periyotlarımızı ayarlamalıyız. Kısa ve sık dinlenme aralıkları yorgunluğun ortaya çıkmasını önleyebilir.

Çalışırken vücut mekaniklerini doğru kullanarak kas ağrılarını engelleyebiliriz. Çalışma ortamının iyi havalandığından emin olmalıyız. Çok sıcak veya çok soğuk ortamlar vücudumuzda ekstra bir stres yaratır.

Vücudun susuz kalması yorgunluğu artırır mı?

Vücudun çok hafif düzeyde susuz kalmasının dahi metabolizmayı yavaşlattığını hatırlatılırken, günde en az 8-10 bardak su içilmesi ve kahve ile çayın mümkün olduğunca az tüketilmesi gerekiyor.

Düzenli egzersiz olarak neler yapılabilir?

Düzenli egzersiz ile metabolizma hızlanır ve dinlenmiş duruma göre daha fazla enerji oluşumu sağlanır. Kalp damar sisteminin ve solunumun düzenlenmesini, dokulara yeterli düzeyle oksijen taşınımını sağlar. Özellikle aerobik tipte olan yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, dans gibi egzersizler tercih edilmelidir.

Sürekli yorgunluk hissi ne gibi hastalıkların belirtisi olabilir?

Yorgunluk, vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği fizyolojik bir cevap olarak tanımlanıyor. Yorgunluk fizyolojik bir cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan nedenlerin araştırılması gerekiyor.

Kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları, tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, uyku bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için araştırılması gereken sorunlar arasında geliyor.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir?

Yorgunluk uzuyor ve kişinin gündelik işlevlerini bozuyorsa, ya da okul veya işyerindeki performansını engelliyorsa artık onu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerekiyor.

Elbette bu durumun ortaya çıkmasında mevsimlerin, ışığın, ısının rolü var. Ama bahar yorgunluğu diye geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek bazı psikiyatrik durumlar da var. Sadece psikiyatrik değil, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden başka durumları da unutmamak gerekli.

Uzun süren yorgunluklarda, en başta depresyon, daha sonra, kaygı bozuklukları, demans, eşzamanlı alkol ve/veya madde kullanımı, birincil uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, hatta şizofreninin bile tanılar arasında düşünülüp dışlanması gerekiyor.

Bir de, toplumda daha az bilinen, esas olarak fonksiyonel bedensel belirtilerle giden, eskiden “nevrasteni” tanısı altında ele alınan bazı rahatsızlıklar var. Bunların başında da fibromiyalji ve kronik yorgunluk sendromu geliyor

11 Apr 2009

(0)



Last Posts

video
ÇAY HAKKINDA HERŞEY
BAHAR YORGUNLUĞU

Search


--SAĞLIK--

SAĞLIK HABERLERİ

video

http://www.akilli.tv/video/348048/Vakti-Geldi-Ayriligin--KemalSelvi.aspx